Konuları Okundu İşaretle     Yeni Mesajları Görüntüle

Konu Bilgileri Kısayollar
Konu Başlığı ^^**Bilinmeyen Gerçekler**^^
Cevaplar 9
Sonraki Sonraki Konu
Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 190
Önceki Önceki Konu

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
« : 26 Şubat 2008, 12:11:36 »
Özkan Can
Uzaktaki Dost (Bir Gün Gelecek)
*

Üye Grubu : Bizden Biri
Yaş : 20
Nerden : ANKARA
Kayıt Tarihi : 15 Nisan 2007, 00:00:00
Üye No : 7
Mesaj Sayısı : 8944
CennetKent Puan +10/-0
Kişisel Mesaj : KIBRIS / GİRNE
Offline Offline

WWW
DURUMUM
Profilinizden Seçebilirsiniz

Takımım Takımınız:
EVCİL HAYVANI
EVCiL HaYVaN

MARKET credits

Market Profili
xX αѕαвi xX Para Gönder

Yıldız Kayması Nasıl Olur?

Geceleyin açık bir havada gökyüzünü seyrederken, çeşitli renk ve parlaklıktaki yıldızların oluşturduğu o inanılmaz ve muhteşem manzaranın içinden bir yıldızın parlak bir çizgi çizerek kayıp gittiğini muhakkak görmüşsünüzdür. Bu sırada içinizden bir dilek tutup, bu dileğin gerçekleşmesi için de gördüğünüzden kimseye bahsetmemişsinizdir herhalde.

Çünkü insanlar arasında, bir yıldız kaydığında, o yıldızın öleceği ve ölmeden önce dilek dileyenin arzusunu yerine getireceği inanışı yaygındır. Halk arasında yıldız kayması diye tanımlanan bu olayın aslında yıldızlarla hiç bir ilgisi yoktur. Yıldızlar dünyadan milyarlarca kilometre ötedeki uzakgüneşlerdir.

Güneş sistemimizin içinde Güneş ve gezegenlerin çekim kuvvetleri arasında bir oraya bir buraya gezinen sayısız göktaşı vardır. Bunlardan Dünya'nın yakınından geçerken çekim alanına girenler, hızla atmosfere dalarlar. Sürtünmeden dolayı ısınırlar, yanarlar ve arkalarında parlak, çizgi gibi bir iz bırakırlar.

Sonunda tamamına yakını, düşüşün son anında görülen parlamayı takiben yok olurlar. Yer atmosferine her yıl toplamı 15 bin ton olan 200 bin kadar göktaşı düştüğü kabul ediliyor. Bu hesaba göre yerin kütlesi 4,5 milyar yıllık ömrü içinde gelen göktaşları sayesinde epeyce artmış olması gerekiyor.

Dünya'ya düşen göktaşlarının incelenmeleri sonucu içlerinde dünyada var olmayan yeni bir elemente rastlanmamıştır. Atmosfere girdiklerinde yanan ve çoğunlukla yok olan göktaşlarına "meteor" denilirken bunlardan yere ulaşmayı başaranlara da "meteorit" deniliyor.

Dünyamızın büyük bir kısmı okyanuslarla kaplı olduğundan yere ulaşabilen göktaşlarının çoğu da buralara düşerler. Ancak Dünya'nın bir çok yerinde de karalar üzerinde meteoritlerin yol açtığı izler ve çukurlar vardır. Ülkemizde rastlanan en büyük göktaşı 25 kilogram olup Domaniç yaylasında bulunmuştur.

Dünyada bilinen göktaşlarının en büyüğü ise güneybatı Afrika'da Grootfentein'de bulunan göktaşıdır ve kütlesi 80 ton kadardır. Bugüne kadar dünyada 20 civarında insanın göktaşı isabeti nedeniyle yaralandığı tespit edilmiştir.

Yani uzayda, binlerce yıl boyunca, milyarlarca kilometre yol alan bir taş, atmosfere çok uygun bir açıdan girsin, yanmadan yere kadar ulaşarak gelsin, kafanıza düşsün. İşte kısmet diye buna denilir!
     
Logged
CK xX αѕαвi xX 'in Imzası
  Yeni Mekan  : Kıbrıs/Girne  Şafak Karanlık  375 


xX déиqésizZ .. ∂éηgéѕιzιмм , çıℓgıηıмм ,υкαℓαуıмм , αмα ¢нσк тαтℓıуıммм ßє: 
 



Robot Moderatör
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 13151


View Profile
Re: ^^**Bilinmeyen Gerçekler**^^
« Posted on: 07 Eylül 2008, 07:19:12 »

 
      uyari
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olrak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: ^^**Bilinmeyen Gerçekler**^^ oyunları, ^^**Bilinmeyen Gerçekler**^^ programı, ^^**Bilinmeyen Gerçekler**^^ oyunu indir, ^^**Bilinmeyen Gerçekler**^^ program yükle, ^^**Bilinmeyen Gerçekler**^^ download, ^^**Bilinmeyen Gerçekler**^^ hikayeleri, ^^**Bilinmeyen Gerçekler**^^ resimleri, ^^**Bilinmeyen Gerçekler**^^ haber, ^^**Bilinmeyen Gerçekler**^^ yükle, ^^**Bilinmeyen Gerçekler**^^ videosu, ^^**Bilinmeyen Gerçekler**^^ msn eklentisi, şarkı sözleri
Logged
« Yanıtla #1 : 26 Şubat 2008, 12:11:56 »
Özkan Can
Uzaktaki Dost (Bir Gün Gelecek)
*

Üye Grubu : Bizden Biri
Yaş : 20
Nerden : ANKARA
Kayıt Tarihi : 15 Nisan 2007, 00:00:00
Üye No : 7
Mesaj Sayısı : 8944
CennetKent Puan +10/-0
Kişisel Mesaj : KIBRIS / GİRNE
Offline Offline

WWW
DURUMUM
Profilinizden Seçebilirsiniz

Takımım Takımınız:
EVCİL HAYVANI
EVCiL HaYVaN

MARKET credits

Market Profili
xX αѕαвi xX Para Gönder

Uçan balonlar ne kadar yükseğe çıkabilir?

Bazen çocuğa alınan bir uçan balon elinden kaçabilir. Hep beraber havada yükselen balona bakakalınır. Bu balon havada ne kadar yükselecektir acaba? Uçan balonların doldurma uçları ne kadar iyi bağlanmış olursa olsun, çok az da olsa hava daha doğrusu helyum kaçırırlar.

Havadan çok daha hafif helyum gazı ile şişirilen bu balonların ağızlarından kaçırdıklarını eve getirdiğimiz ve tavana yapışıkmış gibi havada duran balonun sabah olunca porsuyup yere inmiş olduğunu görünce anlarız. Balonun ağzının ideal bir biçimde bağlanmış olduğunu kabul etsek bile havada yükselebileceği mesafe yine de sınırlıdır.

Yükseldikçe hava basıncı azaldığından ve balonun iç basıncı dışındakinden daha yüksek kaldığından balon yükseldikçe şişmeye başlar. Sonunda balonun yapıldığı malzemeye, hacmine ve malzemenin kalınlığına bağlı olarak belirli bir yükseklikte patlar. Küçük uçan balonlar en çok 10,000 metreye, sepetinde insan taşıyan büyük balonlar 30,000 metreye, bilim insanları tarafından içinde ölçüm aletleriyle birlikte yollanan araştırma balonları da 40,000 metreye kadar yükselebilirler.

Balonların belirli yükseklikte dış basıncın azlığına dayanamayıp patlamalarından bazı bilimsel gözlemlerde de faydalanılır. Hava tahmin balonlarına bağlı hava sıcaklığını, basıncını ve nem oranını ölçen aletler vardır. Bu balonlar yaklaşık 30,000 metre yükseklikte patlayacak şekilde yapılmışlardır. Aletler açılan bir paraşütle yere yumuşak iniş yaparlar. Hem üzerlerindeki

değerler kaydedilir hem de oldukça pahalı olan bu ölçüm aletlerinin tekrar kullanılabilmeleri sağlanır. Bu ölçüm aletleri bir tarlanın ortasına, bir ağacın tepesine veya bir vadi yatağına da düşebilirler. Onları bulanların ilgili makamlara götürmeleri artık aletlerin ne olduklarını anlamalarına veya insaflarına kalmıştır
Logged
CK xX αѕαвi xX 'in Imzası
  Yeni Mekan  : Kıbrıs/Girne  Şafak Karanlık  375 


xX déиqésizZ .. ∂éηgéѕιzιмм , çıℓgıηıмм ,υкαℓαуıмм , αмα ¢нσк тαтℓıуıммм ßє: 
 



« Yanıtla #2 : 26 Şubat 2008, 12:12:50 »
Özkan Can
Uzaktaki Dost (Bir Gün Gelecek)
*

Üye Grubu : Bizden Biri
Yaş : 20
Nerden : ANKARA
Kayıt Tarihi : 15 Nisan 2007, 00:00:00
Üye No : 7
Mesaj Sayısı : 8944
CennetKent Puan +10/-0
Kişisel Mesaj : KIBRIS / GİRNE
Offline Offline

WWW
DURUMUM
Profilinizden Seçebilirsiniz

Takımım Takımınız:
EVCİL HAYVANI
EVCiL HaYVaN

MARKET credits

Market Profili
xX αѕαвi xX Para Gönder



Paslanmaz çelik niçin paslanmaz?

Çelik ile demir arasında çok az bir fark vardır. Saf demir bir bakır kadar yumuşaktır. Onun içine yüzde 2'ye kadar karbon katılması ile inanılmaz bir mukavemet, sertlik ve mekanik özellikler elde edilir ki, adı artık çeliktir. Demirin bol olması, kolay ve ucuz elde edilmesi nedeniyle çeliğin de kullanımı çok yaygındır. Ancak çelikte de, demirde olan bir zayıf nokta vardır. Paslanma, diğer bir deyişle oksidasyon.

Günlük hayatımızda kullanılan eşyaların paslanması sonucu her yıl dünyada milyonlarca dolar boşa gitmektedir. Bu kaybın büyük bir kısmı demir ve çeliğin paslanmasından dolayıdır. Paslanmayı kısaca demirin havadaki oksijen ile birleşmesi olarak tanımlayabiliriz. Aslında bu elektro kimyasal bir reaksiyondur. Bu nedenle malzemenin bir yerinde başlayan paslanma boyanın altından geçerek diğer bir yerde ortaya çıkabilir.

Sadece demir ve çelik değil diğer metaller de paslanır. Örneğin, alüminyum, pirinç, bronz gibi. Ancak onlarda malzeme ile oksijenin birleşmesinden oluşan çok ince tabaka, daha oluşur oluşmaz malzemenin hava ile temasını keserek koruyucu bir rol oynar, paslanmanın ilerlemesini önler. Bu tabaka o kadar incedir ki, malzemenin rengi hemen hemen değişmez.

Demirdeki paslanmanın özelliği onun ve oksijen atomlarının boyutlarındaki büyük farktan dolayı yüzeyde sağlam bir birleşme olamaması, paslanmanın malzemenin içine nüfuz etmesi, sadece görüntü değil mukavemetin de bozulmasıdır. Paslanmada havadaki nemin de etkisi büyüktür. Reaksiyondaki su miktarı pasın rengini de belirler. Bu nedenle pasın rengi siyah veya çok koyu kahverengi olabildiği gibi sarımtırak da olabilir. Paslanmanın hızını artıran faktörlerden bir diğeri de tuzdur. O da bu elektro-kimyasal reaksiyonun hızını arttırır. Kışın kar nedeni ile yollarına tuz dökülen yerler ve deniz kenarlarında paslanma daha hızlı olur.

Paslanmaz çelikten önce, paslanmayı önlemek için malzeme boyanıyor veya galvaniz kaplanıyordu. Bu çözümler de özellikle sağlık ve gıda sektöründe başka sorunlar yaratıyordu. İlk paslanmaz çeliği Harry Brearley, 1913 yılında tesadüfen keşfetti. Tüfek namluları için çeşitli metalleri birleştirerek deneyler yaparken bazılarının paslanmaya karşı dirençli olduklarını gördü. Her büyük buluşta olduğu gibi, o da bunu sanayicilere kabul ettirebilmek için uzun bir uğraş verdi. Krom gibi bazı metaller, atom boyutlarının birbirine yakın olmasından dolayı oksijenle çok kolay ve süratli birleşirler. Kalınlığı birkaç atom olacak kadar çok ince ama çok sağlam bir tabaka oluştururlar. Başka reaksiyon olmaz.

Bu tabaka zedelense bile tekrar oluşur. Krom belli bir oranda çeliğe katılırsa yine aynı olay olur, çelik artık paslanmaz. Paslanmaz çeliğin içinde yüzde 10-30 krom vardır. Bu orana ve eklenecek nikel, titanyum, alüminyum, bakır, sülfür, fosfor ve benzeri elemanlara bağlı olarak kullanım yeri değişir.
     
Logged
CK xX αѕαвi xX 'in Imzası
  Yeni Mekan  : Kıbrıs/Girne  Şafak Karanlık  375 


xX déиqésizZ .. ∂éηgéѕιzιмм , çıℓgıηıмм ,υкαℓαуıмм , αмα ¢нσк тαтℓıуıммм ßє: 
 



« Yanıtla #3 : 26 Şubat 2008, 12:13:07 »
Özkan Can
Uzaktaki Dost (Bir Gün Gelecek)
*

Üye Grubu : Bizden Biri
Yaş : 20
Nerden : ANKARA
Kayıt Tarihi : 15 Nisan 2007, 00:00:00
Üye No : 7
Mesaj Sayısı : 8944
CennetKent Puan +10/-0
Kişisel Mesaj : KIBRIS / GİRNE
Offline Offline

WWW
DURUMUM
Profilinizden Seçebilirsiniz

Takımım Takımınız:
EVCİL HAYVANI
EVCiL HaYVaN

MARKET credits

Market Profili
xX αѕαвi xX Para Gönder

Tuz

Yirminci yüzyılın başlarında bilim insanları bu konuyu çok basit bir şekilde açıklıyorlardı. Bu açıklamaya göre, her ne kadar nehirlerin suları tatlı ise de içlerinde bir miktar da erimiş mineral vardır.

Yataklarındaki bu mineralleri ve içlerinde tuz bulunan kayaları erozyona uğratarak okyanuslara taşırlar. Bu mineraller içinde en çok olanı kimya dilinde sodyum klorür (NaCl) diye adlandırılan bildiğimiz sofra tuzudur ve bir daha karaya geri dönmez. Bilim insanları bu teoriden yola çıkarak dünyanın yaşının da hesap edilebileceğine inanıyorlardı. Ancak nehirlerdeki tuz oranı ile okyanuslardaki tuz oranı mukayese edilerek yapılan hesaplamalarda dünyanın yaşı 300 milyon yıl çıktı. Dünyamız ise gerçekte 4,5 milyar küsur yaşındadır. Ayrıca bu teoriye göre denizlerdeki tuzun her geçen yıl artması gerekir.

Her ne kadar denizlerdeki tuz oranı bölgelere ve zamana göre değişiklik gösterse de içindeki belli başlı elementlerin yoğunluklarının yüz milyonlarca yıl hemen hemen aynı kaldıkları bilinmektedir. Öyleyse bu yüksek miktardaki tuz başlangıçta denizlere nereden gelmiştir? Bilim insanları da tam olarak bilemiyorlar ve emin değiller ama iyi bir tahminleri var. Tuz iki çeşit atomdan yapılmıştır.

Sodyum (Na) ve Klor (Cl). Bilim insanları Sodyum'un ilk teoride olduğu gibi nehirler yolu ile karalardan denizlere taşındığını, Klor'un ise dünya tarihinin ilk dönemlerinde, yer kabuğu ile yer merkezi arasında kalan katmanlardan, okyanusların diplerindeki çatlaklar ve volkanlar yolu ile denize karıştığını ve bu ikisinin birleşerek denizin tuzunu oluşturduklarını tahmin ediyorlar.

Ama hala niçin denizlerin gittikçe tuzlu olmadığının cevabını alabilmiş değiliz. Bilim insanları bunun açıklamasını da şöyle yapıyorlar: Tuz nehirler yolu ile denizlere ilave edilmektedir.
Logged
CK xX αѕαвi xX 'in Imzası
  Yeni Mekan  : Kıbrıs/Girne  Şafak Karanlık  375 


xX déиqésizZ .. ∂éηgéѕιzιмм , çıℓgıηıмм ,υкαℓαуıмм , αмα ¢нσк тαтℓıуıммм ßє: 
 



« Yanıtla #4 : 26 Şubat 2008, 12:13:20 »
Özkan Can
Uzaktaki Dost (Bir Gün Gelecek)
*

Üye Grubu : Bizden Biri
Yaş : 20
Nerden : ANKARA
Kayıt Tarihi : 15 Nisan 2007, 00:00:00
Üye No : 7
Mesaj Sayısı : 8944
CennetKent Puan +10/-0
Kişisel Mesaj : KIBRIS / GİRNE
Offline Offline

WWW
DURUMUM
Profilinizden Seçebilirsiniz

Takımım Takımınız:
EVCİL HAYVANI
EVCiL HaYVaN

MARKET credits

Market Profili
xX αѕαвi xX Para Gönder

Bir köpek yaşı niçin yedi insan yaşına eşittir?

Evlerinde köpek bulunduranlar, köpeklerinin yaşlarını insan yaşı ile mukayese edebilmek için, her bir köpek yaşının yedi insan yaşına eşit olduğunu ileri sürerler.

Peki bu doğru mudur? Tam olarak değil. Bu konuda üretilen çeşitli formüller var ama en basit ve akla yatkın olanı şu; Köpeğin birinci yaşı = 21 insan yaşı Köpeğin ondan sonraki her yaşı = 4 insan yaşı Buna göre 7 yaşında bir köpeğiniz varsa, insan ömrüne göre 21 + (6 x 4) = 45 yaşındadır.

Bu hesaba devam edersek 10 yaşındaki bir köpek insanın 57, 15 yaşındaki ise 77 yaşındaki ömrünü sürmektedir. Bu hesap şekli akla daha yatkındır. Bir köpek yaşı yedi insan yaşına eşittir düşüncesi ile seksüel olgunluğa erişmiş bir yaşındaki bir köpek yedi yaşındaki bir çocuk ile, 15 yaşındaki bir köpek ki, birçok köpek bu yaşa ulaşabiliyor, 105 yaşındaki istisna ve az bulunur bir ihtiyarla eşleştirilmiş olur ki, bu da akla pek uygun gelmiyor
Logged
CK xX αѕαвi xX 'in Imzası
  Yeni Mekan  : Kıbrıs/Girne  Şafak Karanlık  375 


xX déиqésizZ .. ∂éηgéѕιzιмм , çıℓgıηıмм ,υкαℓαуıмм , αмα ¢нσк тαтℓıуıммм ßє: 
 



« Yanıtla #5 : 26 Şubat 2008, 12:13:41 »
Özkan Can
Uzaktaki Dost (Bir Gün Gelecek)
*

Üye Grubu : Bizden Biri
Yaş : 20
Nerden : ANKARA
Kayıt Tarihi : 15 Nisan 2007, 00:00:00
Üye No : 7
Mesaj Sayısı : 8944
CennetKent Puan +10/-0
Kişisel Mesaj : KIBRIS / GİRNE
Offline Offline

WWW
DURUMUM
Profilinizden Seçebilirsiniz

Takımım Takımınız:
EVCİL HAYVANI
EVCiL HaYVaN

MARKET credits

Market Profili
xX αѕαвi xX Para Gönder

Uçakları niçin karakutunun malzemesinden yapmıyorlar?

Uçak kazalarında uçak paramparça olsa da, denizin dibine gitse de hemen kokpit denilen pilot kabinindeki son konuşmaları kaydeden karakutular aranır.

Çoğunlukla korkunç kaza enkazı arasından sağlam olarak bulunan bu kutular sayesinde kazanın nedenlerine ulaşılır. Karakutu bu kadar sağlam malzemeden yapılıyorsa neden uçağın tümünde aynı malzeme kullanılmıyor?

Uçakların rahatça havada kalabilmeleri, uzun mesafelere az yakıtla ulaşabilmeleri, mümkün olduğunca hafif malzemeden yapılmış olmalarına bağlıdır. Bu malzemeler çoğunlukla alüminyum ve plastiktir. Kokpitteki sesleri ve uçuş bilgilerini kaydeden her iki kutu da paslanmaz çelikten yapılır. En ve boyları yaklaşık 25'er santimetre, derinlikleri 12-13 santimetredir.

Kutuların et kalınlıkları ise 6-7 milimetre kadardır. Kutular ayrıca ısıya ve yangına karşı tedbir olmak üzere plastikle çevrili sıvı köpük ile de donatılmışlardır. Kutular o kadar sağlamdırlar ki, denize düşmüş bir uçağın kutuları 7 sene sonra çıkarılabilmiş ama buna rağmen kayıtlar sağlıklı olarak dinlenebilmiştir.

Başlangıçta kutular kanatların birleşme noktasına yakın bir yere konuluyorlardı. Bu bölge uçağın en ağır kısmı olduğundan düşüş anında bu ağır parçalar kutuların üzerlerine düşerek zarar verebiliyorlardı. Sonraları kutular uçağın kuyruk kısmına konulmaya başlanıldı. Tabii bu, uçağın kuyruk kısmındaki koltuklar insanlar için daha emniyetlidir anlamına gelmez, ancak bu yer karakutuların uçağın enkazından en uzağa düşmesini sağlamaktadır. Uçak kazalarının nedenleri değişiktir.

Havada bir şekilde infilak ederek düşen uçaklarda yolcuların kurtulma olasılığı yoktur. Bu nedenle de uçağın yapıldığı malzeme bu açıdan önemli değildir. Uçak yere bir bütün halinde çarpsa da düşen bir asansörde olduğu gibi yolcular çarpmanın şiddetinden hayatlarını kaybederler. Uçağın içine sıvı köpük doldurmak elektronik aletleri koruyabilir ama insanların sadece ölüm nedenlerini değiştirir.

Uçağın malzemesini karakutu malzemesinden yapmak, parçalanma ve yangından zarar görme tehlikelerini önler ama ne yazık ki bu malzemeden yapılmış bir uçak da uçamaz. Karakutuların renkleri kara değil turuncudur. Bu rengin tercih edilmesinin sebebi enkaz arasından daha rahat fark edilmeleri içindir.
Logged
CK xX αѕαвi xX 'in Imzası
  Yeni Mekan  : Kıbrıs/Girne  Şafak Karanlık  375 


xX déиqésizZ .. ∂éηgéѕιzιмм , çıℓgıηıмм ,υкαℓαуıмм , αмα ¢нσк тαтℓıуıммм ßє: 
 



« Yanıtla #6 : 26 Şubat 2008, 12:13:56 »
Özkan Can
Uzaktaki Dost (Bir Gün Gelecek)
*

Üye Grubu : Bizden Biri
Yaş : 20
Nerden : ANKARA
Kayıt Tarihi : 15 Nisan 2007, 00:00:00
Üye No : 7
Mesaj Sayısı : 8944
CennetKent Puan +10/-0
Kişisel Mesaj : KIBRIS / GİRNE
Offline Offline

WWW
DURUMUM
Profilinizden Seçebilirsiniz

Takımım Takımınız:
EVCİL HAYVANI
EVCiL HaYVaN

MARKET credits

Market Profili
xX αѕαвi xX Para Gönder

Derimiz olmasaydı ne olurdu?

Deri bedeni bütünüyle sarar. Ağız, burun, anüs gibi doğal deliklerde mukoza adı verilen, yapısı deriye benzeyen ama daha ince bir tabaka ile birleşir. Dudaklarımızın renginin yüzümüzden farklı, biraz daha kırmızımsı olmasının da nedeni budur. Dudaklarımız yüzümüzdeki derimizin bir parçası değil sindirim ve solunum sistemimizin bir parçası olan ağzımızın dışa dönük devamıdır.

Vücudun hayati organlarını sayın deseler, derimiz pek akla gelmez. Halbuki derimiz vücudumuzun en hayati organlarının başında gelir. Derinin önemi o kadar büyüktür ki, yanma sonucunda üçte birinin yok olması hatta üçte birinin yağlıboya ile sıvanarak üzerindeki deliklerin kapatılması hayati sorun doğurabilir. Ayrıca derimiz vücudumuzun en büyük organıdır.

Yetişkin bir insanın derisi 4-5 kilogram ağırlığındadır ve yaklaşık 7 metrekare alan kaplar. Derimiz diğer tüm organlarımızdan daha hızlı büyür ve insan hayatı boyunca sürekli kendini yeniler.

Devamlı kendini yenileyen bu organın, insan yaşlandıkça kırışmasının nedeni kendisi değil, altındaki kasların etkinliklerini yitirmeleridir. Derimiz o kadar mükemmel bir organdır ki, kesildiği ya da yaralandığı zaman çevresindeki sağlam dokunun hücreleri hızla çoğalarak bu yarayı ya da kesiği kapatır.

Kesilen yerin iki kenarı dikişle birbirlerine yaklaştırılırsa, onarılması gereken açıklık daralacağından iyileşme daha da çabuk olur. Bazen bu açıklık ne kadar kapatılırsa kapatılsın aradaki doku yeterince kendini onaramadığı için derimizde kalan bu yara izini ömrümüz boyunca taşırız.

Derimizin kalınlığı l-4 milimetre arasında değişir. En kalın derimiz avuçiçlerinde ve topuklarımızın altındakilerdir. Elleriyle çalışan kimselerin ellerinde veya uygun ayakkabı giymeyenlerin ayaklarında nasırlar meydana gelir. Bunlar derinin fazla sertleşmiş biçiminden başka bir şey değillerdir. Göz kapakları üzerindeki deri ise vücudun en ince derişidir. Eğer vücudumuz deri ile kaplanmış olmasaydı yaşamımız düşünülemezdi.

Derimiz bizi yalnız sıcağa, soğuğa karşı değil, aynı zamanda çarpmalara, sürtünmelere, ıslaklığa, rüzgara, güneş ışınlarına, zararlı bakterilere ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı da korur. Derimizin bütünü üzerinde soğuk ve sıcaklığı duymamıza yardım eden dokunma cisimciklerinin sayısı 600,000'den fazladır.

Derimiz terleme yolu ile solunum yapar, toksinleri atar, vücudun ısı dengesini korur. Bir santimetrekarelik bir deri yüzeyinde binlerce ter deliği bulunur. Her gün buharlaşarak derimizden çıkan ter ortalama l litre kadardır.

Öteki organlarımızın aksine derimiz kısa zamanda aşınır. Yüzeydeki hücreler bir kaç hafta içinde ölür ve dökülürler ama aşınan derinin yerine sürekli yenisi gelir. Hiç başımızdaki kepeklerin nereden geldiklerini düşündünüz mü? Kepekler aslında derimizin küçük pulcuklar halinde ufalanıp düşmesinden başka bir şey değillerdir