|
o_zuzum_o
|
 |
« : 13 Mart 2008, 10:12:05 » |
|
Bir yolcuya Dur yolcu! bilmeden gelip bastığın Bu toprak, bir devrin battığı yerdir. Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın Bir vatan kalbinin attığı yerdir. Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda Gördüğün bu tümsek, Anadolu'nda İstiklal uğrunda, namus yolunda Can veren Mehmet'in yattığı yerdir. Bu tümsek, koparken büyük zelzele, Son vatan parçası geçerken ele, Mehmed'in düşmanı boğduğu sele Mübarek kanının akıttığı yerdir. Düşün ki, haşr olan kan, kemik eti Yaptığı bu tümsek, amansız çetin Bir harbin sonunda bütün milletin Hürriyet zevkini tattığı yerdir. Necmettin Halil ONAN
|
|
|
|
|
Logged
|
Ayrılığın resmini çizdim sarı odalara, yüreğimi soğuttum zemheri ayazında. Sonra uzun uzun rüzgarın gülüşünü seyrettim çaresizce. Ve gecenin en koyulaştığı yerde ölümü kucakladım masmavi yüreğimle... Linklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yapLinklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yap
|
|
|
|
Robot Moderatör
|
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olrak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.
Anahtar Kelimeler: ÇANAKKALE ŞİİRLERİ oyunları, ÇANAKKALE ŞİİRLERİ programı, ÇANAKKALE ŞİİRLERİ oyunu indir, ÇANAKKALE ŞİİRLERİ program yükle, ÇANAKKALE ŞİİRLERİ download, ÇANAKKALE ŞİİRLERİ hikayeleri, ÇANAKKALE ŞİİRLERİ resimleri, ÇANAKKALE ŞİİRLERİ haber, ÇANAKKALE ŞİİRLERİ yükle,
ÇANAKKALE ŞİİRLERİ videosu, ÇANAKKALE ŞİİRLERİ msn eklentisi, şarkı sözleri
|
|
|
Logged
|
|
|
|
o_zuzum_o
|
 |
« Yanıtla #1 : 13 Mart 2008, 10:13:57 » |
|
ÇANAKKALE SEVDASI
Bin dokuzyüz on beşti. Sanki zaman durmuştu, Denizin mavisinde, bulutlar kararmıştı Çanakkale ufkunu bir toz duman sarmıştı
Akıbeti belliydi gelmişti bile bile Binlerce şehidimin makberi Çanakkale.
Tekbirlerle çınlarken vatanın dağı taşı Dağıttı bulutları Türk'ün iman güneşi Bulunur mu cihan da Türk'ün başka bir eşi
Hiç karşı durulmazdı, bu kuret-i celâle Binlerce şehidimin makberi Çanakkale.
Hikmetî Elitaş
|
|
|
|
|
Logged
|
Ayrılığın resmini çizdim sarı odalara, yüreğimi soğuttum zemheri ayazında. Sonra uzun uzun rüzgarın gülüşünü seyrettim çaresizce. Ve gecenin en koyulaştığı yerde ölümü kucakladım masmavi yüreğimle... Linklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yapLinklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yap
|
|
|
|
o_zuzum_o
|
 |
« Yanıtla #2 : 13 Mart 2008, 10:14:52 » |
|
Çanakkale
Şüheda fışkırdı,şüheda ulaştı haber Kürdü lazı çerkez'i meleklerle beraber Almış mermi omuza vatan deyipte gider Mehmet allah diyerek gazi en önde gider
Kibir taşıyan kafa gördü kara bahtını İngiliz, semirmişti mehmedime ahdını Gelince çerkeşli bırakıp kaçtı tahtını Unutmuşlar ha kosova'yı ine bahtını
Bunların kalp gözü kör,görmez gözleri tabi Geçilmez çanakkale aldı kutsal kitabı Ya istiklal ya ölüm mehmetçiğe hitabı Ahde vefa budur bak daldı koca hüseyin
İnanmayan gönüller gemi elden gidince Tabur tabur kaçtılar yenilgiyi sezince Savaşta yenemedi şimdi plan çok ince Bunlar delik ararlar hadi mehmet deyince
Ömer Ekinci Micingirt
|
|
|
|
|
Logged
|
Ayrılığın resmini çizdim sarı odalara, yüreğimi soğuttum zemheri ayazında. Sonra uzun uzun rüzgarın gülüşünü seyrettim çaresizce. Ve gecenin en koyulaştığı yerde ölümü kucakladım masmavi yüreğimle... Linklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yapLinklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yap
|
|
|
|
o_zuzum_o
|
 |
« Yanıtla #3 : 13 Mart 2008, 10:17:10 » |
|
Ağlama Çanakkale
Ne yiğitler geldi yurdumun her bir tarafından Vatan uğruna kaç Mehmedim vazgeçti vatanından Çanakkale, öyle hazin hazin akma Ege' ye Adın Conkbayırına yazılacak Mehmedimin şehit kanından " Çanakkale Geçilmez "
Kaç anne evladını son kez öpüp kokladı Kaç taze gelin kınası kurumadan eşini yolladı Çanakkale öyle boynu bükük durma Kaç Mehmedim canını bu toprağa adadı
Şahadet kelimeleriyle doldu tim siperler Bayrağı uğruna şahadete koştular birer birer Her biri kahramandı, rütbeleri ise şanlı bir er ! Bayrağım dalgansın Mehmedime bu sevinç yeter
Havada kurşun sesleri, barut kokusu Sanki her adım kör mevzi ve kanlı pusu, Peygamber çağırırken Cennete Mehmedim' de kalır mı ölüm korkusu
Mehmedimin dilinde dua elinde kırma bir tüfek Düşman dökülmeden bitmeyecek Şanlı cenk! Şahadetinde göğsüne takılacak yaldızlı çelenk Ağlama Mehmedim Kanınla sulanan bu toprakta Elbet bir gün çiçekler açacak renk renk
Ne büyük kahramanlık ne bu Yüce Şahadet Güneşle kaç kez zafere uyandı bu Millet Hangi millete görülmüş ölümüne cesaret Ağlama Çanakkale ağlama
Mehmedim bak görüyor musun ? En gökte benim bayrağım dalgalan Çanakkale Geçilmez diye tarihi kanınla yazan İki yüz elli bin Mehmedimdir Cennette yatan
Ağlama anam, bayrağım en nazlı göklerde Sil gözyaşını bacım, Mehmedin gülümsüyor sana Cennette Böyle Mehmet' ler yaşadıkça canım memleketimde Çanakkale' ler Geçilmez ve Bayrak Gökten İnmez.
İsmail Sarıgene
|
|
|
|
|
Logged
|
Ayrılığın resmini çizdim sarı odalara, yüreğimi soğuttum zemheri ayazında. Sonra uzun uzun rüzgarın gülüşünü seyrettim çaresizce. Ve gecenin en koyulaştığı yerde ölümü kucakladım masmavi yüreğimle... Linklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yapLinklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yap
|
|
|
|
o_zuzum_o
|
 |
« Yanıtla #4 : 13 Mart 2008, 10:25:08 » |
|
Çanakkake Şiiri
Önce bir mermi patladı sağ tarafımdan, Fark ettim, bir anda girip çıktı sol şakağımdan... Sardı gözlerimi bir an kıpkızıl bir karanlık, Yükseldi çavuşumdan, vurulduk diyen o son çığlık, Sanırım, çavuşumla aynı mermiyle vurulmuştuk, Zaten köyden çıkarken de, el ele tutuşmuştuk... Yine el ele geçtik ışıklı yoldan, son menzilimize, Birlikte kucaklaştık, özlenen o eşsiz efendimizle... Ne de çabuk başlayıp bitmişti, o uzun seferimiz, Geçti Sırattan yıldırım hızında, binlerce neferimiz... Sustu bir anda top sesleri, söndü denizi yakan ateşler, Bir anda sunuldu Rabbine, iki yüz elli üç bin nefer, Her nefer için ayrı yapıldı, tarifi imkansız törenler, Taşıdı sancağı önde, alemlere rehber olan peygamber... Aradı gözlerim; babamı, anamı, bizlerle övünsünler diye, Beklerim, her an, bu Cennet kapısında görünsünler diye... Hâlâ ayaklarımın bir adım ötesinden Çanakkale görünüyor, Tabyadan bir adım sonrasında, vaat edilen Cennet görünüyor... Nasıl kesildi birden, o binlerce çığlık ve avaze sesler, Tutuldu sanki, bu ulvi haz rüyasında, bütün nefesler... Boğaz’da, ateş kusan gemiler, nasıl buharlaştı birden, Nasıl çekildi aniden, binlerce Mehmet siperlerinden... Hani az önce, denizler kabarıp üstümüze dökülüyordu, Çocukken seyrettiğim yıldızlar, yerinden sökülüyordu... Bu gün 18 Mart 2005, dediler doksan yıl geçmiş aradan, Hayret, hâlâ bir kan sızmada bizi şehit eden yaralardan... Gördüm, bir mermer taşı oyup adımı üstüne yazmışlar, İşte bu Lapsekili, Hasan oğlu Ahmet diye tanıtmışlar... Biz hiç ölmedik ki, neden insanlar burada ağlıyorlar... Biz herkesi görüyoruz, onlar galiba bizi görmüyorlar, Bütün Anadolu çocuklarıyla beraber buradayız biz, Gerçekten göremiyor mu, o nur damlayan gözleriniz... Bakın, bu Harputlu Mehmet, eşine mektup yazıyor, Bu Lapsekili Ahmet, bıkıp usanmadan siper kazıyor... Diyorlar ki, Mehmet’in mektubu eşine hâlâ ulaşmamış Bakın, Koca Lapsekili de, nöbetini hâlâ bırakmamış... İşte bu Kınalı Mehmet, gelirken anası kına yakmış başına, Demiş ki koçumsun sen, vatanımın 18 Mart bayr*****... Anlamıyorum, peki siz neden ağlıyorsunuz hâlâ...
Zekeriyya Bican
|
|
|
|
|
Logged
|
Ayrılığın resmini çizdim sarı odalara, yüreğimi soğuttum zemheri ayazında. Sonra uzun uzun rüzgarın gülüşünü seyrettim çaresizce. Ve gecenin en koyulaştığı yerde ölümü kucakladım masmavi yüreğimle... Linklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yapLinklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yap
|
|
|
|
o_zuzum_o
|
 |
« Yanıtla #5 : 13 Mart 2008, 10:25:55 » |
|
Çanakkale Destan Çanakkale İnsan
Hangi çılgın bu savaşın kurduysa kurgusunu; Düşünmeliydi yok oluşun kaçınılmaz sonucunu. Kolay değil inip gemilerden çıkmak tepeleri Kim gelirse bir daha; çok ağır öder bedelini…
Bir şafaktan kalma sarı saçlı çocuklar; Şimdi yatıyor Anzak Koyu’nun mavi sularında, Tarih nasıl yazılırmış öğrendiler; Çanakkale topraklarında… Yenilmiş; başları önde dönerken ülkelerine; Ulus olma bilincini verdik; Katık etsinler diye geleceklerine…
Denizin üstünden düşman geldiler; Öldüler, toprağın altından dost gittiler… Çanakkale Destan! Çanakkale İnsan!
II Savaşta düşman, barışta dost olduk, Anıtlar diktik, bayrak çektik; selama durduk… Haber saldık: Söz verdik ölenlerin analarına, “Ağlamayın! Silin göz yaşlarınızı, Onlar sonsuza dek bizimle kalacaklar, Mehmetçik ile yan yana yatacaklar, Çocuklarınız-çocuklarımız; Çanakkale topraklarında uyuyacaklar…”
O günden, bu güne kalan sarı saçlı çocuklar! Bir daha gelirseniz denizlerimize: Dost gelin! Getirin sevginizi gemilerinizle, Biz yine orada olacağız kır çiçekleri ellerimizde…
Denizin üstünden düşman geldiler; Öldüler, toprağın altından dost gittiler… Çanakkale Destan! Çanakkale İnsan! Toprak: Vatan! Altında yatan; Ölümsüz Atam!
Tevfik Yalçın
|
|
|
|
|
Logged
|
Ayrılığın resmini çizdim sarı odalara, yüreğimi soğuttum zemheri ayazında. Sonra uzun uzun rüzgarın gülüşünü seyrettim çaresizce. Ve gecenin en koyulaştığı yerde ölümü kucakladım masmavi yüreğimle... Linklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yapLinklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yap
|
|
|
|
o_zuzum_o
|
 |
« Yanıtla #6 : 13 Mart 2008, 10:26:39 » |
|
Boğazlı Kale Çanakkale
Boğazda lodoslu bir haziran günü Denize barışık balıkçı sandalları Yine fütursuzca sevişiyorlar denizle. büyük gemilerse yükünü almış lodosa yalvarıyorlar.malum geçim derdi, Eceabat’ta bekleyenler var gemileri Hasretle,özlemle.. yük bekleyen esnaflar,tüccarlar malları yetiştirme telaşındaki kamyoncular. Kordonda gezinen insanların dansı, nede güzel olur haziranda!
İskelede sırasını bekleyen araçlar Kokoreç köfte satan seyyarlar sorarsanız neresi? niye? Söylerim dönerci şahinin büfesi diye, gel, gel en leziz döner burada. Acılı acısız,geelll vatandaş gel. Muhabbet neşe gel vatandaş gel.
Deniz acıdı gemilere,sandallar mutlu. martılarda uçuşup beklerken rızkını, dalgıç ördekler çoktan almıştı azığını. İzliyorum karşı tarafı.ne sakin ne engin. Emperyalist barbarlara direnmiş Zamana şahit savaş toplarıyla bezeli bir kale İleride,ileride...
Hakan İnan
|
|
|
|
|
Logged
|
Ayrılığın resmini çizdim sarı odalara, yüreğimi soğuttum zemheri ayazında. Sonra uzun uzun rüzgarın gülüşünü seyrettim çaresizce. Ve gecenin en koyulaştığı yerde ölümü kucakladım masmavi yüreğimle... Linklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yapLinklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yap
|
|
|
|
o_zuzum_o
|
 |
« Yanıtla #7 : 13 Mart 2008, 10:27:07 » |
|
Çanakkaleyi anlamak
Sen Anadolu’ya türbe Arzın üzerinde seccade Bir hurma çubuğu gibi Kıvrılmış, başında duruyor, hilal…
Çanakkale, Yedi iklim sende mahşer Hesap vermekte bütün şer Ne güzel imtihan yerisin Mağrur dünya hala seninle melal..
Çanakkale, İki yüz elli bin şehit Vatan oluşuna, şu boğaz harbi şahit Bir kırık fay arasında, Şu siperler kim bilir kaç yaşında? Bataryalar, torpillerle; Gözleri çimlendiriyor zülal…
Bedrettin Keleştimur
|
|
|
|
|
Logged
|
Ayrılığın resmini çizdim sarı odalara, yüreğimi soğuttum zemheri ayazında. Sonra uzun uzun rüzgarın gülüşünü seyrettim çaresizce. Ve gecenin en koyulaştığı yerde ölümü kucakladım masmavi yüreğimle... Linklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yapLinklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yap
|
|
|
|
o_zuzum_o
|
 |
« Yanıtla #8 : 13 Mart 2008, 10:29:00 » |
|
BİRLİK
CEHENNEM OLSA GELEN, GÖĞSÜMÜZDE SÖNDÜRÜRÜZ, BU YOL Kİ HAK YOLUDUR, DÖNME BİLMEYİZ YÜRÜRÜZ,
DÜŞER Mİ TEK TAŞI SANDIN HARİMİ NAMUSUN, MEĞER Kİ HARBE GİDEN SON NEFER ŞEHİT OLSUN.
ŞU KARŞIMIZDAKİ MAHŞER KUDURSA, ÇILDIRSA, DENİZLER ORDU, BULUTLAR DONANMA YAĞDIRSA,
BU ALTIMIZDAKİ YERDEN BÜTÜN YANARDAĞLAR TAŞIP DA KAPLASA ÂFAKI BİR KIZIL SARAR.
DEĞİL Mİ CEPHEMİZİN SİNESİNDE İMAN BİR, SEVİNME BİR, ACI BİR, GAYE AYNI, VİCDAN BİR,
DEĞİL Mİ ORTADA BİR SİNE ÇARPIYOR, YILMAZ, CİHAN YIKILSA EMİN OL BU CEPHE SARSILMAZ.
M. Akif ERSOY
|
|
|
|
|
Logged
|
Ayrılığın resmini çizdim sarı odalara, yüreğimi soğuttum zemheri ayazında. Sonra uzun uzun rüzgarın gülüşünü seyrettim çaresizce. Ve gecenin en koyulaştığı yerde ölümü kucakladım masmavi yüreğimle... Linklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yapLinklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yap
|
|
|
|
o_zuzum_o
|
 |
« Yanıtla #9 : 13 Mart 2008, 10:29:44 » |
|
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi. -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya- Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı' Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihânın duruyor karşında, Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk: Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ! Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil, Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi; 'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi. Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek. Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? 'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. 'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın; Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber. Mehmet Akif Ersoy
|
|
|
|
|
Logged
|
Ayrılığın resmini çizdim sarı odalara, yüreğimi soğuttum zemheri ayazında. Sonra uzun uzun rüzgarın gülüşünü seyrettim çaresizce. Ve gecenin en koyulaştığı yerde ölümü kucakladım masmavi yüreğimle... Linklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yapLinklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yap
|
|
|
|
o_zuzum_o
|
 |
« Yanıtla #10 : 13 Mart 2008, 10:30:34 » |
|
ÇANAKKALE'DE RUHLAR
Gurbette geçen yolculuğum üç aya vardı Etrafımı çepeçevre saran sanki duvardı Olmuştu büyük, süslü şehirler bana zindan Dünyayı gözüm görmedi yurt hastalığından.
Döndüm; bu yeşil tablo uzaklarda belirdi: Bir gün vapur aheste Çanakkale’ye girdi. Tuttum, ona hürmet ederek şapkamı elde: Durmuştu o kaç devlete; gaziydi bu belde…
Türk bayrağının ufkuma ilk doğduğu gündü: Maydos’ta ateş külleri halinde göründü. Ben sarhoş olurken Boğaz’ın manzarasından, Bir abide yükseldi ağaçlar arasından.
Baktım, bu, şehitlikte dikilmiş bir anıttı; Daldım… Bu anıt neş’emi bir anda dağıttı: Vaktiyle bu yerlerde ölen gençleri andım, Dağlandı içim, ben de bakarken yaralandım.
Akşamdı. Sararken eriyen dağları sisler, Sandım geliyor eski siperlerden akisler, Canlandı savaş, kan dolu bir perde çekildi. Birden o şehit ruhları karşımda dikildi.
Karşımda dirilmiş, dile gelmiş gibi durdu. Hiç ummadığım bir nefer isyanla kudurdu: - Ben evde ölenlerle bugün bir mi tutuldum? - Ben yurt için öldüm, niye erken unutuldum?
Haklıydı. Ararken utanıp kaçmaya bir yer, Tutmuştu elimden beni bir koç yiğit asker: - Git annemi gör, sor ki perişan mı oğulsuz, - Git, koyma hiç olmazsa onun sırtını çulsuz. - Ver, Tanrı için yoksula bir lokmacık ekmek, - Aç karnına güçtür bu kadar mihneti çekmek…
Yaşlar akadursun bu şikayetle gözümden, Bir genç adam yaklaştı: Vurulmuştu yüzünden, Delmişti temiz alnını kurşun… Yere çöktü, Kanlar sızıyorken yarasından, derdini döktü:
- Hiç yoktu sebep… Cenge sürenler bizi kimdir? - Köylerde kalan bir çocuğum var, ki yetimdir… - Parçaydı canımdan, iki yıllık güneşimdi, - Git bak… O şehit oğlu sürünmekte mi şimdi?
Kalbim eriyip düştü gözümden iki damla, Ben hasbıhal ettim daha dertli bir adamla, meyus dedi: - Jandarmayı buldum düğünümde, - Gittim o sabah askere en zevkli günümde. - Bir haftada bahtım beni Kumkale’ye attı, - Ettikti hücum; dört bir yanı süngü kuşattı, - Dul kaldı karım böyle… Unutmam onu asla..
Ruhlar çekilip gitti; içim doldu bu yasla, Yattım, gece rüyada fakat mahşeri gördüm, Bir harbe sebepsiz atılan Enver’i gördüm; Baktım ki, azaplar çekerek kıvranıyordu, Etrafını sarmıştı alevler, yanıyordu…
NECDET RÜŞDÜ
|
|
|
|
|
Logged
|
Ayrılığın resmini çizdim sarı odalara, yüreğimi soğuttum zemheri ayazında. Sonra uzun uzun rüzgarın gülüşünü seyrettim çaresizce. Ve gecenin en koyulaştığı yerde ölümü kucakladım masmavi yüreğimle... Linklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yapLinklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yap
|
|
|
|
o_zuzum_o
|
 |
« Yanıtla #11 : 13 Mart 2008, 10:31:20 » |
|
ÇANAKKALE
Uzaklarda bir ada var, Halkına derler İngiliz, Hem medeni, hem canavar, Fendinden emin değiliz.
Doğrulukta Rus Kazağı, Onun yanında sofudur. Topu tutar dört bucağı Denizlerin Moskofu'dur.
Budur en gizli emeli: Müslümanlar uyanmasın! Uçtan uca İslam ili Kendine arpalık kalsın..
Allah dedi: "Kabul olsun". Ümmetimin bedduası, Dağılsın ordusu Rus'un, İngilizlerin donanması..
Türk dedi: "Demek yaradan Kurtarmayı ister bizden; Karaları Kızıl Rus'tan, Denizleri İngiliz'den...
Türk köyünden kalktı geldi. Hazırladı siperine... Bu geliş ok gibi deldi, İngiliz'in ciğerini.
Moskof dedi İngiliz'e: "Çanakkale aşılmalı; Kızıl, Kara, Akdeniz'e Hakimiz, anlaşılmalı..."
İngiliz, Fransalı'yı, Aldı beyaz kotrasına... Tutmuşum sandı yalıyı, Geldi Boğaz sefasına...
Beş Mart'ta iki donanma, Kal'amıza saldırdılar... Toplarımız coşkun suya, Zırhlıları daldırdılar...
İngilizler korktu kaçtı, Rus ümidi kesti artık; Anarşistler bayrak açtı, Rus ilinde düştü Çarlık...
Çok geçmeden birdenbire, Parçalandı Rus ülkesi, Sevinçle düştü tekbire, Elli milyon Türk'ün sesi...
Ancak "Turan" hayal değil. Hakikata döndü bugün... Türk bilecek yalnız bir dil, Bizim için bu düğün...
Çanakkale dört devlete, Galebeye sen çevirdin! Çar kölesi yüz millete, İstiklali sen getirdin!
Senden ötürü bilsen daha, Kurtulacak nice ülke... Ne Afrika, ne Asya'da, Kalmayacak müstemleke...
Çünki nasıl karalarda, Artık yoksa Rus zorbası; Gezemeyecek deryalarda, İngiliz'in donanması...
ZİYA GÖKALP
|
|
|
|
|
Logged
|
Ayrılığın resmini çizdim sarı odalara, yüreğimi soğuttum zemheri ayazında. Sonra uzun uzun rüzgarın gülüşünü seyrettim çaresizce. Ve gecenin en koyulaştığı yerde ölümü kucakladım masmavi yüreğimle... Linklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yapLinklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yap
|
|
|
|
o_zuzum_o
|
 |
« Yanıtla #12 : 13 Mart 2008, 10:32:34 » |
|
AKIN
Yeni doğmuş bir hilal Kanlısır'a doğru kaydı, Bayırlara süngüler, bir şimşekten orman yaydı. Dalgalanan bu korkunç ışıklarla göğü sarsar, Boruların çığlığı, kişnemeler, hırıltılar...
Hücum vardı, zabitler yalın kılıç atımıştı. Şarapneller, boşlukta birbirine çarpıyorken, Kırık, dökük topların harabesi üzerinden, Aşan erler, karşıki sipere sarılmıştı.
Akıncılar, düşmanı yine sağdan soldan vurdu; Kaçışırken bir tabur Türk önünde bir kolordu, Şükunetle ihtiyat saflarında sıra bekler. Şehnameler halkı, çetin yüzlü, er zeybekler...
Yanıyorduk bu çılgın ateş ve kan mahşerinden, Fakat düşman, bozgunun dehşetiyle üşüyordu, Zelzeleli gülleler, bulutları parçalarken, Yara alan şihab olup düşüyordu.
Ay ışığı altında dağlar altın taç giyindi; Yamaçlardan bir çelik kasırgası baş gösterdi; Bu, pek zorlu hücumu, hayretlerle gören derdi: "Serden geçti, dalkılıç"lar tarihlerden indi.
Düşmanların günahkar işlerinde, ızdırabın, Cisimlenmiş manası, en karanlık şekli vardı; Bizimkiler üstüne görünmeyen bir mihrabın Kandilinden "cennet"i müjdeleyen nûr yağardı.
Bir tarafta bu fani yaşayışı küçük gören, Şehadetle hudutsuz bir hayata hak kazanan Sağ olurlar, yatarken, bir tarafta sedyelerden Gülümseyen bahadırlar, dönüyordu şan yolundan
Uzak dağlar aşarak maceralı şarkın engin Semasını kapladı kızıl duman halkaları; Uğultular içinde coşan hırçın Akdeniz'in Bir cihangir göğü gibi kabarmıştı dalgaları
Gün doğuyor gökleri yine sardı kan buğusu; Kızarıyor sarışın yıldızların mavi yurdu; Her neferi bir serdar olan yaman Türk ordusu. Bulutlara muzaffer kılıcını siliyordu.
HAKKI SÜHA
|
|
|
|
|
Logged
|
Ayrılığın resmini çizdim sarı odalara, yüreğimi soğuttum zemheri ayazında. Sonra uzun uzun rüzgarın gülüşünü seyrettim çaresizce. Ve gecenin en koyulaştığı yerde ölümü kucakladım masmavi yüreğimle... Linklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yapLinklerin görülmesine izin verilmiyor Linkleri görebilmek için Şimdi Üye Ol veya Giris yap
|
|
|
8: Undefined variable: non_breaking_space
Dosya: /home/cennetke/public_html/forum/Sources/Subs.php
Satır: 1944